Bir zamanlar gururla “Yeşil Bursa” olarak anılan Bursa, şu anda giderek büyüyen bir su kriziyle karşı karşıya.
Ekim ayında, şehrin iki ana su kaynağı olan Nilüfer ve Gölbaşı barajları kurudu.Su seviyeleri endişe verici düzeylere düştü ve yetkililer, şehir genelinde 12 saatlik planlı su kesintileri uygulamak zorunda kaldı.Bir zamanlar verimli tarım arazilerini besleyen su, giderek yok oluyor.Ve su yok oldukça, gıda güvenliği ve bölgenin geleceği tehlikeye giriyor.
Bursa, Türkiye’nin en önemli tarım bölgelerinden biri olup, incir, zeytin, çilek, şeftali, kestane ve armutlarıyla ünlüdür.
Ancak iklim değişikliği, yükselen sıcaklıklar ve azalan yağışlar üretimi daraltıyor. Boş barajlar günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Yasadışı sulama da su seviyelerini düşürerek krizi daha da kötüleştiriyor. Çiftçiler arazilerini sulamak için mücadele ediyor. Kuraklığın çiftçiler için ne anlama geldiğini anlamak için Doğader Başkanı Murat Demir ile konuştuk.
Nisan ayında bir don olayı yaşadık. Bu yıl Bursa, bundan etkilenen 46 şehirden biriydi; meyve ağaçları çiçek açarken dondu ve meyve veremedi. Sonuç olarak, bu yıl Bursa'nın güzel şeftalilerini, kirazlarını, eriklerini, elmalarını ve armutlarını daha az tükettik.
Demir şöyle açıkladı:
- Geçen yıl, beklenmedik don olayları mahsulü tahrip etti.
- Bu yıl ise kuraklık, geriye kalanları tehdit ediyor.
- Gıda güvenliği, herkesin yeterli ve besleyici gıdaya erişebilmesi anlamına gelir.
- İklim değişikliği, bunu dünya çapında tehdit ediyor.
- Bursa'da olanlar münferit bir durum değil bu, küresel bir krizin parçası.
Risk analisti Serhad Çelik şöyle diyor:
- Mahsuller bozulduğunda üretim azalır.
- Üretim azaldığında fiyatlar yükselir.
- Fiyatlar yükseldiğinde ise eşitsizlik artar.
- Ancak inovasyon ve umut var.
- Dünya çapında çiftlikler iklim dostu yöntemler kullanıyor.
- Bazı sistemlerde, daha az yer ve su kullanarak bitkilere daha fazla güneş ışığı sağlayan döner dikey çerçeveler üzerinde çilek yetiştiriliyor.
- Gelişmiş sensörler ışığı, sıcaklığı ve nemi kontrol ediyor, enerji sistemleri ise atık ısıyı yeniden kullanıyor.
- Bursa, geleneği yenilikle birleştirebilir.
- Ormanları koruyabilir, suyu tasarruf edebilir ve sürdürülebilir tarımı destekleyebiliriz.
- Çünkü suyu korumak, gıdayı korumak demektir.
Yeşil bir gelecek istiyorsak, şimdi harekete geçmeliyiz.
Gıda Güvenliği Nedir?
“Dünya, herkesin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar zengin, ancak herkesin açgözlülüğünü tatmin edecek kadar zengin değil.”
Gıda israfı hakkında konuşurken, Gandhi’nin bu sözleri beni derinden etkiledi. Gerçekten de, yeterli kaynağımız var ama daha fazlasını istiyoruz ve bu istek bir israf sistemini doğuruyor.
Bugün, gıda israfı ve iklim değişikliği konularını üç çok önemli konuğumuzla ele alıyoruz. Çevre Akademi dünyasından, sürdürülebilirlik uzmanı Profesör Betül Hande Gürsoy ve Sivil toplumdan, Sıfır Atık Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Kubra Kalyoncu; ve, Tarım ve Orman Bakanı Sn. İbrahim Yumaklı.
Gürsoy; gıda israfı ile iklim değişikliği arasındaki bağlantıları şöyle açıkladı: "Gıda israfı sadece yemek masasındaki bir sorun değildir."
Çiftliklerden yemek masalarımıza kadar uzun bir süreç var. Ürünün nasıl yetiştirildiği, tarladan hasat edildiği, çiftçiler tarafından toplandığı, toptancılara, ardından pazarlara ve son olarak da masalarımıza taşındığı gibi birçok aşama söz konusu. Bu yolculuk boyunca gıda israfı yüzde 50 ila 55'e ulaşabilir.” İklim değişikliği durumu daha da kötüleştiriyor, diyen Gürsoy şunları ekledi:
Bazı bölgeler sel ve taşkınlarla karşı karşıya kalırken, diğerleri kuraklığa doğru ilerliyor. Bu bizim için son derece önemli çünkü Türkiye su kıtlığına doğru gidiyor.
Eskiden Türkiye’nin 2040’lı yıllarda su stresi yaşayan ülkeler kategorisine gireceğini bekliyorduk. Ancak bu zaman çizelgesi geriye çekiliyor; beklenenden yaklaşık on beş yıl önce gerçekleşecek. Görünüşe göre yakında israf edilecek tarım ürünü hiç kalmayacak.” Her şey birbiriyle çok derin bir şekilde bağlantılı. Türkiye, dünya ortalamasından daha fazla gıda israf ediyor. Bu, kişi başına yıllık doksan üç kilograma denk geliyor; bu inanılmaz bir rakam.
Vakıf adına Kalyoncu şunları söyledi: "Gıda israfı sadece bireysel bir sorun değil: Sıfır atık, mikro düzeyde başlayıp makro düzeye yayılan bir yaklaşımdır. Bireyler sıfır atığa önem verirse, toplumun tamamı da bunu takip edecektir. Bu nedenle, vakıf olarak, ihtiyacımızdan fazlasını satın almamaya büyük önem veriyoruz."
Örnekler verdi:
İnsanların evde yaptıklarına bir örnek vereyim. Bir önceki günden kalan pirinç. Pilav pişirip ertesi gün artan varsa, çoğu kişi bunu köfte veya çorba gibi yemeklere dönüştürür.Bu tür ev uygulamalarıyla israfı azaltmak için pek çok fırsat gördük. Aslında, günlük hayatımızda aklımıza bile gelmeyen gıda israfını önlemenin pek çok yolu var.
Bakan Yumaklı şunları söyledi:
- “Gıda israfı artık ülkeler için büyük bir sorun haline gelmiştir. Buna bütünsel bir bakış açısıyla baktığımızda, gıda israfı sadece çöpe atılan gıdalardan ibaret değildir, aynı zamanda o gıdayı üretmek için kullanılan kaynakları da içerir.”
- “Dünyamızı daha yaşanabilir hale getirmek istiyorsak, kesinlikle gıda ve suyumuzu israf etmemeliyiz,”
Bakan;
“Türkiye, fazla gıdanın çöpe atılmak yerine ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını sağlayan Gıda Bankacılığı modelinde henüz istenen düzeye ulaşmamıştır” dedi ve yasal çalışmaların sürdüğünü belirtti.”
Ayrıca, gıda israfını önlemeye yönelik Fransa’nın Gıda İsrafı Yasasından da bahsettim.
Bakan şöyle yanıt verdi:
“Her şeyi yasaklarla çözemezsiniz. Toplumsal farkındalık yaratmanız gerekir. Bu, herkesin kabul ettiği bir gerçeklik haline gelmelidir. Gıda ve suyumuz sonsuz değildir; bir gün tükenecek ve hayal edebileceğimizin çok ötesinde sorunlar yaratacaktır. Bu zorunlu hale gelmeden önce, ne yapılması gerektiği konusunda kapsamlı bir şekilde konuşmalı ve eğitime büyük önem vermeliyiz önce bir sınıftaki 24 öğrenciyle başlayarak, sonra tüm okulla ve nihayetinde tüm Türkiye ile.
Gıda israfı sadece yasaklarla önlenemez.”Peki, çözüm nedir?
Gürsoy’un vurguladığı kilit noktaya dönelim:
“Gıda Güvenliği”
"Gıda güvenliği kavramının dört bileşeni vardır. Birincisi satın alınabilirlik yani gıda satın alabilmektir. İkincisi erişilebilirlik gıda yerel olarak temin edilebilir olmalı, uzak ülkelere veya aşırı ithalata bağımlı olmamalıdır. Güvenli gıda temiz ve hijyenik olmalıdır."
Editor : BİROL ÖZ

